Apartman kapısında yağmuru fark ettim. Eve döndüm, şemsiyeyi alacaktım ama bulamadım, kendi kendime söylendim, kapıyı vurup çıktım. Hayır tavrım kimeyse? Hayatım boyunca şemsiye taşımış insan değilim, gözlüğüme rağmen. Niyet etmiştim şemsiye için kırk yılda bir (abart abart!) olmayınca sinirlendim.
Gözlüklerim yağmurdan nasibini almasın diye, elimi ufku tarayan bir korsan edasıyla kaş hizasında tutup yürüdüm.Durağa yaklaştığımda yağmurlu havada giyilmeyecek o rahat spor ayakkabılarımı giydiğimi fark ettim. Biraz tabanı yüksek olsa durumu kurtarabilirdi ama giydiğim ayakkabı belliydi, batan Titanik gibi su alıyordu. Çoraba bir damla su geldiğinde çıldıran biri olarak, ayaklarıma yüzme öğretiyordum. Geri dönemezdim, nefret ettiğim canım, güzelim üniversiteme gitmem gerekti.
Dolmuş, müşteri toplamak içi ağır ağır ilerliyor, yarı açık gözlerle söyleniyorum kendi kendime. Günün bonusu iki geveze teyze, saksıdan konuyu açıp saniyeler içinde beş yıldızlı oteli , Bodrum’un denizini anlatan insanlar görmemiştim; görmüş oldum. Önde ‘kurtlu’ diye tabir ettiğim insan tipi mevcuttu. Sürekli telefon görüşen, konuşurken sinirlenip işaret parmağıyla cama vuran, elinde kağıtlarla boğuşan bir garip adam. Azer Bülbül sanki! Bi dur, bi sus! İfrit oldum. O arada hala ayaklarım ıslak ve üşümüş, ayakkabıya bakıyorum garip garip. Tipi liselik, suratı müzelik bir teyze teşrif ediyor bu arada .Gayet kendinden emin , bir o kadar sportif hatundu. Israrla ayakta durmayı tercih ediyordu. ‘Bakın ben gencim’ imajı içinse her şey çok acıdım. Çökmüş suratına ‘geç teyzecim ayakta kaldın’ desem o mızrak gibi tırnaklarıyla beni katledebilirdi eminim.Tüm bu insanlara neden kızıyorum diye derin derin düşünmeyip, sorgulamadım kendimi! Direkt ‘Bana ne bunlardan?!’ dedim. Her neyse, ayaklarımın ıslak olduğunu söylemiş miydim?
Okula geldim ve bir yığın önemsizlik. O kalabalıktan nefret ediyordum ve o kalabalığın da benden nefret edip uzaklaşmasını; etrafın sakin, sessiz huzur evi bahçesi gibi olmasını istedim.Belki de kafayı yemiştim.Kim bilir? Elime ders programını alıp müthiş bi ciddiyetle baktım. Sadece bir saat on dakikaydı... Ayaklarım...!!!

