1 saat 10 dakika



 Apartman kapısında yağmuru fark ettim. Eve döndüm, şemsiyeyi alacaktım ama bulamadım, kendi kendime söylendim, kapıyı vurup çıktım. Hayır tavrım kimeyse? Hayatım boyunca şemsiye taşımış insan değilim, gözlüğüme rağmen. Niyet etmiştim şemsiye için kırk yılda bir (abart abart!) olmayınca sinirlendim.
 Gözlüklerim yağmurdan nasibini almasın diye, elimi ufku tarayan bir korsan edasıyla kaş hizasında tutup yürüdüm.Durağa yaklaştığımda yağmurlu havada giyilmeyecek o rahat spor ayakkabılarımı giydiğimi fark ettim. Biraz tabanı yüksek  olsa durumu kurtarabilirdi ama giydiğim ayakkabı belliydi, batan Titanik gibi su alıyordu. Çoraba bir damla su geldiğinde çıldıran biri olarak, ayaklarıma yüzme öğretiyordum. Geri dönemezdim, nefret ettiğim canım, güzelim üniversiteme gitmem gerekti.
    Dolmuş, müşteri toplamak içi ağır ağır ilerliyor, yarı açık gözlerle söyleniyorum kendi kendime. Günün bonusu iki geveze teyze, saksıdan konuyu açıp saniyeler içinde beş yıldızlı oteli , Bodrum’un denizini anlatan insanlar görmemiştim; görmüş oldum. Önde ‘kurtlu’ diye tabir ettiğim insan tipi mevcuttu. Sürekli telefon görüşen, konuşurken sinirlenip işaret parmağıyla cama vuran, elinde kağıtlarla boğuşan bir garip adam. Azer Bülbül sanki! Bi dur, bi sus! İfrit oldum. O arada hala ayaklarım ıslak ve üşümüş, ayakkabıya bakıyorum garip garip. Tipi liselik, suratı müzelik bir teyze teşrif ediyor bu arada .Gayet kendinden emin , bir o kadar sportif hatundu. Israrla ayakta durmayı tercih  ediyordu. ‘Bakın ben gencim’ imajı içinse her şey çok acıdım. Çökmüş suratına ‘geç teyzecim ayakta kaldın’ desem o mızrak gibi tırnaklarıyla beni katledebilirdi eminim.Tüm bu insanlara neden kızıyorum diye derin derin düşünmeyip, sorgulamadım kendimi! Direkt ‘Bana ne bunlardan?!’ dedim. Her neyse, ayaklarımın ıslak olduğunu söylemiş miydim?
   Okula geldim ve bir yığın önemsizlik. O kalabalıktan nefret ediyordum  ve o kalabalığın da benden nefret edip  uzaklaşmasını; etrafın sakin, sessiz huzur evi bahçesi gibi olmasını istedim.Belki de kafayı yemiştim.Kim bilir? Elime ders programını alıp müthiş bi ciddiyetle baktım. Sadece bir saat on dakikaydı... Ayaklarım...!!!

Şeküre






Şeküre, saçları omzunu geçmeyen, turuncu saçlı, çilli bir kızdı. Gayet sosyal olan Şeküre ile altıncı sınıfta tanışmamıza rağmen yedinci sınıfta iletişime geçmiştik.Orhan Pamuk’un ‘Benim adım kırmızı’ isimli kitabında ‘benim adım şeküre’’ bölümünü gösterip geyiğe başlamıştı. Bir gün Şeküre benden borç para istedi. O zamanın parası ( ya bu lafı kullanamam, olmaz. Bu zaman, o zaman…. bi kemale eriştik ama bu kadar değil, olmaz)  ile iki gün kantinde karnını doğuracak kadar borç verdim.(Durumu kurtardım!) Eee?  Şeküre?! Ne?! Şeküre konuşmuyor, yanıma  uğramıyor, göz göze gelmekten kaçıyor.Ne oluyor lan?! İnanmak istemedim ama durumu anlamıştım.(Çok dramatik)Borç! Kızdan paramı istemeyi bırakın, yanında para kelimesi geçen cümle kurmuş değildim. Şeküre beni benim param yüzden yok saymıştı.
    Zaman geçti. Lisedeyim. 19 Mayıs kutlamaları için bir lisenin bahçesinde toplanmışız, diğer liselerle birlikte. (Sıcak cabası)Etrafa bakınırken yan taraftaki meslek lisesi öğrencileri arasından geçmişten bir yüz parladı! Evet, o, Şeküre! ‘Enaaa Şeküre!’ dedim kendi kendime. Borç falan unutmuşum zaten kaç yıl geçmiş. Şeküre de beni fark etti. Başımı hafifçe eğerek  selam verip gülümsedim. İki lafın belini kırıp, okullarımız hakkında konuştuk... elbette konuşmadık. Kız selam verdiğimde turuncudan kırmızıya dönmüştü bukalemun gibi. Ve…Ve…Sırtını döndü! Öylece bakakaldım. (Hala hatırladıkça kendime acır, elimi omzuma vurup 'boş ver ya geçti gitti' derim, sonra ağl... tamam)  Şeküre neden böyle yapmıştı? Belki bi şey yapmıştım bilmeden. Çok düşündüm,çok, yoktu. Yani bi şey yapmamıştım.. Acaba okullarımız çok farklı ondan mı, gibi garip garip şeyler de düşündüm. ‘DAAANK!’ etti sonra. Şeküre hala borcu düşündüğümü sanıyordu! Borç yiğidin karın ağrısıydı fakat Şeküre’nin neyi olmuştu hiç anlamadım. Ah Şeküre, hala Orhan Pamuk’un o kitabını gösterip ‘bak benim adım’ dediğinden mi böyle olmuştun? Hayat seni o yaşta pişirmişti de : Yolduğum her kaza küseyim kafasına mı erişmiştin? Hiçbir zaman öğrenemedim. Çocuktuk demiyorum çoğu zaman. Çocuktum. Şeküre değildi. Şeküre’den çocuk olmazdı.Şeküre diye çocuk ismi de olmazdı zaten.